
GELENEKTEN GELECEĞE MEVLEVİLİK
Başlarken
Ruhun tatmini, günümüzde insanın en büyük ihtiyaçlarından birisi. Kimi insan bu ihtiyacı kendi terbiye, bilgisinde; kimi insan kendisinden sonra gelecek nesillerin gönüllerini tatmin edebilecek yaradılışta insanların manevi kudretinde bulur. Manevi tatmin arayanlar, zaman zaman yanlış insanların da peşine düşebilir. Gittikçe mekanikleşen, insana gittikçe daha az yer bırakan bir dünya. Bu dünyada 7 asırlık bir geleneği sürdüren insanlar Mevleviler.
Amacı insanın doğuşundaki iyi tarafları olgunlaştırmak olan ve hem halka hem aydınlara açık olan Mevlevilik, bugün eriyip giden değil, insanların daha bir merakla sarıldıkları, sadece Türklerin değil dünyanın pek çok milletinden insanları, birleştiren bir rol oynuyor.
Günümüz dünyasında, İslam 'bağnazların dini' olarak gösterilmeye çalışırken, İslamiyet'in en güzel anlatımlarından biri olan Mevlevilik, tüm insanlığa 'İslam'ın gülen yüzü' olarak sunulabilecek bir değerler bütünü. Türklerin büyük değeri olan Mevlevilik nasıl doğdu, Osmanlıların, Cumhuriyet'in bu yola bakışı nasıldı, günümüzde Mevlevilik nasıl yaşatılıyor, Mevleviler, türbana, kadınlı semaya, İstanbul'a dikilmesi düşünülen Semazen heykeline nasıl bakıyor? Bu yazı dizisiyle tüm bu sorulara yanıt bulacaksınız.
İslam'ın güler yüzü Mevlevilik
Hazreti Mevlana, kendi zamanında şeyhlik iddiasında bulunmadığı gibi bir tarikat da kurmamıştı. Ancak sevenleri o öldükten sonra onun manevi çevresinden ayrılamadılar. Mevlana'nın en yakınlarının başında Çelebi Hüsameddin geliyordu. Mevlana'nın oğlu Sultan Veled, babasının bu yoldaşına karşı çok hürmetkardı. Sultan Veled, adeta Çelebi Hüsameddin'e yalvararak Mevlana'yı sevenlerin başında onun olmasını istedi. Çelebi Hüsameddin, Mevlana'nın ölümünden 40 gün sonra bu görevi kabul etti. İlk iş olarak Mevlana'ya bir türbe yapıldı. Türbe ile beraber vakıflar yapıldı, bir imam, müezzinler, bundan sonra da Mesnevi okutanlarla musikide üstat olan kimseler burada da toplandı. Türbenin üzerine ise Farsça,
'Ka'bet-ül uşşak başed in makam
Her iki Nakıs amed inca yud temam' yani'
Bu makam aşıkların Kabesidir.
Buraya eksik gelen tamam olur' yazıldı.
Çelebi Hüsameddin Mevlana'ya bütün ruhuyla bağlı bir kimseydi. Mevlana'dan 10 yıl sonra o da sevgilisine yani ölüme kavuştu. Çelebi Hüsameddin Mevlana'nın temsilcisi olmuş, fakat onun adına bir tarikat oluşturmuş değildi. Babasının sadık müridi Çelebi'nin yapmadığını Sultan Veled yaptı ve Mevlevilik yolunu açtı. Sultan Veled'den sonra bu temsil görevi babadan oğula geçirilmek kaydıyla günümüze kadar Çelebi ailesi tarafından devam ettirildi.
Anadolu'da yayıldı
Mevlevilik hem halka ve hem de aydınlara açık bir tarikattı. Gayesi insanının doğuşundaki iyi tarafları olgunlaştırmaktı. Tekkelere bağlı dervişler, dedeler ve şeyhlerin rabıtalı, İslami disiplin sahibi, bilgili ve örnek insan olmaları, toplumu memnun eder, onlar gibi olma yollarının kendilerine her zaman açık olmasından sevinç duyarlardı. Mevlevilik bu nedenle Sultan Veled'in oğlu Ulu Arif Çelebi döneminde Mevlevilik bütün Anadolu'da dalga dalga yayıldı. Küçük kasabalarda bile Mevlevihaneler kurulduğu gibi bugünkü Alevi köyleri gibi Mevlevi köyleri de oluşmuştu. Örneğin Muğla'nın 16. yüzyılda Konya gibi sufilerle dolu bir tasavvuf merkezi olmuştu. Mevleviliğin köylere kadar yayılmasının sebeplerinden biri belki de birincisi, Mevlevi şeyhlerinin halktan ayrılmamasıdır. Mevleviliğin insanlık yolu, özellikle acısı olan dertli insanlara hiç de yabancı gelmiyordu. Birbirini sevmek, birbiriyle bağdaşmak, insanda, insanlığa secde etmek, varlığı Tanrı, var olanları Tanrı'nın görüntüsü olarak kabul etmek, din ve mezhep farkı gözetmemek. Bunun sonucunda gerçek aşkı bulmak, herkesin aradığı değil midir zaten?
Abdülhamit'e onay
Islahat ve Tanzimat teşebbüslerinde olumsuz bir rol takınmayan ve devletin Bektaşiliğe karşı sırtını dayadığı Mevlevilik, V. Murad'ın tahttan indirilişi ile II. Abdülhamid'in tahta geçirilişinde olumlu bir rol oynadı. Yenikapı şeyhi Osman Selahattin Dede'ye mensup olduğu rivayet edilen Mithat Paşa, dikkat çekmemek için saltanata Abdülhamid'in getirilmesi ile sonuçlanan ilk toplantıyı şeyhin köşkünde yaptı. Abdülhamid'in tahta geçirilme töreninde, V. Murad'ın tahttan indirilmesine dair fetva saraya gelmeyince, Şeyhülislam telaşa düşmüş, bu sırada Osman Dede, 'Müslümanları temsil eden söz ve rey sahibi büyüklerin ittifakı, fetva değil midir' dedi. Bu söz üzerine fetva beklenmeden Abdülhamid'e padişahlık verilmişti. Padişahın bunun üzerine eğilip Osman Dede'nin alnını öptüğü de rivayet edilir. Ancak bir süre sonra Mithat Paşa'nın akıbeti sonrasında sarayın Yenikapı Mevlevihanesi'ne bakışı değişti. Ancak II. Abdülhamid'ten sonra tahta geçen Mehmed Reşad da Mevlevi'ydi. Mehmet Reşat daha önce yanmış olan Yenikapı ve Bahariye Mevlevihaneleri'ni yeniden yaptırdı ve diğer dergahları onardı.
Fatih Sultan Mehmet'e doğum müjdesi
Mevlevilik belki de yapısı itibarıyle Osmanlı Devleti'nde siyasi hayatta pek görünmemiştir. Osmanlı saltanatının Mevlevilikle ilgisi ilk dönemlerde, Mevlana'ya gösterilen büyük hürmetten ibaretti. Padişahlar zaman zaman Mevlana türbesini onarıyorlardı. Mevlana'yı da sayarsak onikinci çelebi olan Cemalettin Çelebi, Fatih Sultan Mehmet'e oğlu Bayezıd'ın doğumunu müjdeleyen kişiydi. Bu yüzden II. Bayezıd ona ve Mevlana'ya karşı büyük bir saygı göstermiş, türbedeki sandukaları yenilemiş, üstlerine örtülmek üzere değerli kumaşlar göndermiş, türbede onarım yaptırmıştı. Cemalettin Çelebi'nin yerine geçen Husrev Çelebi de Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman devirlerinde çelebilik yapmıştı. Sultan Selim, Mevlana dergahına vakıflar vermiş, türbeye su getirtmişti. Sultan Süleyman da Mevlana türbesine hizmet etmiş, semahane ve mescid ile Mevlana ve oğlu için de mermer sanduka yaptırmıştı. Bu arada Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Gazi'ye Mevlana'nın oğlu Sultan Veled'in kılıç kuşattığı ise bir rivayettir ve özellikle Mevleviliğin siyasi hayatta önem kazanmaya başladığı III. Selim döneminden sonra ortaya çıkmıştır.
Yenilikçi padişahlar Mevlevi'ydi
IV. Murad ve III. Selim'e kadar gerek çelebilik makamını işgal edenler, gerek başka Mevlevi şeyhleri ve Mevleviler, siyasi hayatta anılacak herhangi bir olaya olumlu ya da olumsuz bir rol oynamadılar. III. Selim zamanında Mehmed Emin Çelebi, Konya müftüsüyle beraber geriliğin ve eskinin temsilcisi oluyor ve Nizam-ı Cedid'i istemiyordu. Yıllarca süren bu akım, III. Selim'in Mevleviliğe olan büyük ilgisi ve Türk Divan Edebiyatı'nda yenilik timsali olan Galip Dede'ye karşı beslediği sevgi ve bunlardan başka kendisinin ılımlı tabiatı nedeniyle herhangi bir olaya meydan vermedi. III. Selim Mevlevi olan ilk padişahtı. Mevleviliğe yönelişinde Hacı Bektaş'ı pir tanıyan Yeniçerilere karşı bir hareketti. Nitekim II. Mahmud da aynı yolu tutmuş, hatta bu yüzden Devlet kethüdası Halet Efendi bile Yeniçeriliğe dayandığı halde Mevleviliğe girmişti ve bütün devlet büyükleri Mevlevi dostu olmuştu. II. Mahmud, karlı tipili bir havada yanında şehzade Abdülmecid'le Abdülaziz olduğu halde tekkeye gelmiş, kendisini kapıda karşılayan Osman Dede'ye şehzadeleri göstererek, 'Şeyh Efendi, bu havada bizi, sizin gönlünüz çekti. Bunlar olsaydı gelemezlerdi' demişti. Abdülmecid bu sözü unutmamıştı. Abdülmecid padişahlığı sırasında, tıpkı babası gibi karlı tipili bir havada Yenikapı Mevlevihanesi'ni ziyaret etmiş, kendisini karşılayan şeyhe, 'Nasıl şeyh efendi, peder, bunlar olsaydı gelemezlerdi demişti; gelebildik mi?' demişti.
Hatay sorununun çözümünde büyük katkı sağladılar
Tekke ve zaviyelerin kapatılmasından bir süre sonra, TBMM'de Mustafa Kemal'dan sonra en fazla oy alarak Meclis Vekili seçilen Konya Milletvekili, Mevlana'nın 19. kuşak torunu Abdülhalim Çelebi, Mustafa Kemal ile konuşup onun onayını da alarak oğlu Mehmed Bakır Çelebi'yi Halep'teki Mevlevihane'ye 'postnişin' olarak atadı. Bu tarihten itibaren Halep Mevlevihanesi, Suriye tarafından 1944 yılında lağvedilene kadar Balkanlar, Arap Yarımadası ve Afrika'da bulunan mevlevihanelerin resmi merkezi olmuştu. Halep'teki mevlevihane Hatay'ın Türkiye'ye katılımında da büyük pay sahibi olmuştu.
Hatay'ın alınmasında Halep'teki mevlevihanenin katkılarıyla ilgili bilgi veren Yrd. Doç. Dr. Şimşekler, 'Mehmet Bakır Çelebi Halep'te postta bulunduğu dönemde Hatay'ın anavatana katılması hususunda da hayli yardımları ve gayretleri olmuştur. Bu yüzden de Suriye'de hüküm süren Fransız yetkililerinin tepkisini çekmiştir. Çelebi, daha sonra Suriyeli ve orada bulunan Fransız idareciler tarafından 'Türkiye lehinde casusluk yapmak'la itham edilmiş; 1937'de bir aile ziyareti için gittiği İstanbul'dan bir daha Suriye'ye geri dönmesine izin verilmemiştir' dedi.
Ahlaksız teklif
Suriye, Halep'teki Mevlevihane'yi 1944 yılında 'Türk hükümetine ajanlık' yapıldığı gerekçesiyle kapattı. Bundan sonra yaşananları Yrd. Doç. Dr. Şimşekler, şöyle anlatıyor: 'Ailesiyle orada bulunan Mevlana'nın 21. kuşaktan torunu ve Makam Çelebisi Celaleddin B. Çelebi ise 1945 yılında yeni kurulan Suriye Hükümeti'nin başındaki Sadullah Cabiri ve kabinesinin zulmüyle karşı karşıya kaldı. Cabiri hükümeti mevlevihanenin vakıf mallarına el koyar ve Celaleddin Çelebi'yi tehditle 'Suriye vatandaşlığını kabul ederse her şeyinin iade edileceği, aksi takdirde menkul-gayrimenkul bütün mal varlığına da el konulacağını' bildirdi.
Fakat Celaleddin Çelebi bu 'ahlaksız teklif'i kabul etmez, hukuki yollara başvurarak anavatanından yardım talebinde bulundu. Bu bağlamda Türk Hükümeti, Suriye Hükümeti'ne ve o topraklarda işgalci bulunan Fransız ve İngilizler'e 9 protesto notası verdi, Lozan Antlaşması'na uymalarını ve Celaleddin B. Çelebi'nin mal varlığının iadesini talep etti. Ama 1945-46 yıllarında yapılan bu resmi girişimler günümüze kadar cevapsız kaldı.
Atatürk'ten Mevlana'ya senin kapını kapatmadık
Mustafa Kemal Atatürk'ün Mevleviliğe büyük saygısı vardı. Bütün tekke ve zaviyeleri kapatma kararı alırken Mevlevi postnişini (şeyhi) ile bizzat görüştü ve onun da onayını aldı. Atatürk, Mevlana'ya hitaben, 'Hey koca Sultan! Evet bütün tekkeleri kapattık; fakat senin kapın kapanmadı' diyerek Konya'daki Mevlana dergahına verdiği önemi vurgulamıştı.
Selanik'teki çocukluk günlerinde Mustafa Kemal, Selanik Mevlevihanesi'ne gider, bahçesinde uzun süre otururdu. Mevlevihaneden gelen ney sesleri, o küçük çocuğun yüreğine huzur verirdi. Mevlevilik onun için çocukluk günlerinin güzel bir hatırasıydı. Aradan yıllar geçmiş, kendisinin de cepheden cepheye koştuğu Birinci Dünya Savaşı'nda, Mevlevilerin, 14 Kasım 1914'te ilan edilen 'Cihad-ı Mukaddes' çağrısına katılıp ve Mevlevilerin Konya Şeyhi Veled Çelebi'nin önderliğinde 'Mücahidin-i Mevleviyye' adıyla bir alay oluşturmaları Mustafa Kemal'in dikkatini çekti. Bu bilgiyi aktaran Selçuk Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd.Doç.Dr Nuri Şimşekler'e göre, Mevlevi Alayları'nın Şam'a kadar gitmesi ve ordunun geri hizmetinde Türk askerinin manen güçlenmesine katkıda bulunması; büyük yurtsever Mustafa Kemal'in Mevleviliğe sevgisini artırmıştı.
Zafer duası
Kurtuluş Savaşı günlerinde Mustafa Kemal, TBMM Başkanı sıfatıyla Konya'ya bir ziyarette bulundu. 1-4 Nisan 1922 tarihleri arasında Konya'da bulunan Mustafa Kemal, beraberindekilerle birlikte Mevlana Türbesi'ni ziyaret etti ve oradaki sema töreninden sonra Dergahın postnişini (şeyhi) olan Çelebi'nin yaptığı 'tez zamanda zaferin kazanılması' duasına katıldı. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan sonra da Mustafa Kemal ve arkadaşlarının yanında yer alan Mevlana torunu Abdülhalim Çelebi, milletvekili ve Meclis Başkanvekili olarak devletine katkıları nedeniyle 'Yeşil Şeritli İstiklal Madalyası'yla şereflendirilmişti.
Mevlevilik Türk dehası
Konya Selçuk Üniversitesi'nde Mevlana ve Mevlevilikle ilgili araştırmalar yapan Fen-Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Nuri Şimşekler, Atatürk'ün Mevlana'ya bakış açışını şöyle değerlendiriyor: 'Askeri dehası ve devlet adamlığının yanında, bir kültür ve düşünce adamı olarak kendini kanıtlamış olan M. Kemal Atatürk'ün, Mevlana'yı 'çok büyük bir adamdı' şeklinde özetlemesi ve onun misyonunu 'Mevlana, Müslümanlığı Türk ruhuna intibak ettiren büyük bir reformatördür. Müslümanlık aslında geniş manası ile müsamahalı ve modern bir dindir. Mevlevilik ise; Türk an'anesinin Müslümanlığa nüfuz örneğidir. İlahi bir musikinin ahengi içerisinde dönerek Allah'a yaklaşma fikri, Türk dehasının, ileri görüş ve düşüncesinin tabii bir ifadesidir' diyerek tespit etmesi son derece anlamlı olsa gerektir.
Kapatmaya destek
Mustafa Kemal Atatürk'ün genç Türkiye Cumhuriyeti'ni kurduktan sonra sağlıklı bir şekilde ayakta kalmasını sağlamak için, şeyhlerinin maddi beklentiler içinde oldukları ve güçlerini göstermek pahasına 'İslam'dan uzaklaştırdıkları' birçok tarikatı kapatmasının 'doğal' olduğunu ifade eden Şimşekler, 'Çünkü bunların birçoğu gerçek misyonlarından uzaklaşmış, şeyhlerinin ve belli çevrelerin egolarını tatmin mekanlarına dönüşmüştü. Bu ortam içinde 1925 yılında ilan edilen kanunla birçoğunu Mevlevilerin de tasvip etmediği 450'ye yakın tekke ve dergah kapatılmıştır' dedi. Tekke ve zaviyerin kapatılması kararı sırasında, TBMM'de Yozgat ve Kastamonu milletvekilliklerinde bulunan ve Mesnevi'nin tamamını Türkçe'ye çeviren Mevlana soyundan Veled (İzbudak) Çelebi'nin postnişin olduğu bir döneme rastladığını ifade eden Şimşekler, 'Tabi ki bir-iki istisna dışında 700 yıllık tarihi boyunca devletiyle asla ters düşmeyen Mevlevilere de genç Türkiye Devleti'nin aldığı bu karara uymak, hatta onlara yardımcı olmak gerekiyordu. Ve bu da yapıldı' diye konuştu.
Falih Rıfkı'ya söyledikleri
Mustafa Kemal Atatürk'ün Konya'da bulunan Merkez Dergahı, Maarif Vekili Hamdullah Suphi'ye (Tanrıöver) emir vererek 'Müze' olarak açılmasını sağlamasının manidar olduğunu söyleyen Şimşekler, 'Atatürk'ün yıllar sonra bir sema törenini seyrettikten sonra F. Rıfkı Atay'la sohbet ederken 'Karar gereğince Konya'da Mevlana Dergahı'nın da kapanmış olmasından üzgünüm. Fakat istisna yapamam, buna çok üzülüyorum. Hey koca Sultan (Mevlana)! Evet, bütün tekkeleri kapattık; fakat senin kapın kapanmadı' demesi de oldukça anlamlıdır' diyor.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder