13 Ekim 2007 Cumartesi

AŞK’IN DÜNYASI MEVLANA RUMİ


Kimi Sufi Velileri , bir belirli sıfatta diğerlerinden daha büyüktür. O kadar işlemişdir ki o sıfat ruhlarına , isim olmuştur hallerine. Halkın belleği ve belleklerindeki imgeler, o Velinin şehrine gittiklerinde, şehrin o sıfattaki halini sokaklarda arar arar… Bellekteki o sıfatı o şehirde bulamazsınız. Belh’te , Nişabur’da , Konya’da…Sonra bir gün Üçler mezarlığının kenarında durup; ‘’Aşıklar Kabesi , burası mı?’’diye sorarsınız. Dünyayı değiştirmeyi hayal edenleri , bu hayal içinde coşkun ırmaklara dönüşenleri, Mevlevi , Bektaşi… onca aşığı kendine bende eden Aşkın Kabe’sinin şehri burası mı ? Sufi - Sofu hikmet hikayelerinin yazıldığı şehir nerede ? Sarayları başka bir dünya talebine karşılık reddeden Sufi Aşıklar neredeler?

Konya’da Aşkı arayan kişi , giderek öyle sanır ki Aşka , Aşıkların kalbine ulaşamayacak , ruhu her neredeyse bu Aşk Kabe’sinin hep arayandan kaçacak ve Aşkın hikayesini hiç anlatmayacak.Aşkın Kabe’si öyledir ; önce diz çöktürür gelene.
Sonra konuşur. Mevlâna diz çöktürdüğüne;
‘’Şehrimize ulaştın mı? , bil ki susmaktır huyumuz bizim ; çünkü dedikodumuzdan toz kalkıyor bizim.’’
Çünkü… Ezberlenmiş bir gülümsemeyle yazılan turist rehberleri şehre gelen meraklı gezginleri ‘’dinlerin buluşma noktası’’ , ‘’Aşıklar Kâbe’si’’ klişeleri ile karşılar .Oysa Aşkın ve Aşıklar Kâbe’sinin tarihi o buluşma noktalarındaki şehrin , ilçenin ve insanların Şems’in bedenine kıyıp , sonra onun Mevlâna’sına öğrettiği Aşk sarhoşluğunun raksından yevmiyelerini kazanmak kaderiyle karşılaştığını anlatır.
Düşkün sofular neden cânâ kıyarlar? Kaderi apaçık ortadayken neden terk etmez aşıklar o toprakları? Çünkü , Aşk, bir hâyaldir ! Aşıklar Kâbe’si aslında bir merkez değil , insanlığın hoşgörü ve barış hayalidir.İnsanların yeniden tek dil olan gönül dilini konuşacağına dair yıkılıp hep yeniden kurulan bir hayaldir Aşıklar Kâbe’si.
Kimliklerin ve dinlerin ölümcül silahlara dönüştürüldüğü bu savaş çağı dünyasında Mevlevilik gibi bütün dinleri ve milletleri kendi küçük avucunda tutan bir Sufi hoşgörü yolu sürebilir mi ? Cennete bile sığamayan ‘’medeniyetlerin’’ ,her varlığa güler yüz ve hoşgörüyle bakabilen Rumi’nin yolundan gidenlere saygı gösterebilir mi ? Aşk denilince Aşıkların aklına şiir , musiki ve raksı getiren Mevlevi Semâzeni şimdi,’’Aşkın’’ yeni ve radikal anlamlarıyla biçim değiştirebilir mi ? Yoksa Rumi’nin Aşkı radikal veya sapkın cemaâtlerin mizacını değiştirecek kadar kadim olabilir mi?
Şimdi dünyada bütün insanlara aşkı yaşatan semâ eden dervişlerin cevabını aradıkları soru bu ! Ortadoğu’da başlatılan ‘’medeniyetler çatışması’’ M. C. Rumi 2007 hoşgörü yılında Aşkın Kâbe’sinde hiç bitmemecesine toprağamı gömülecek . Aşkla bu hali özlemekteyiz . Çünkü , biliyoruz hoşgörü biterse Aşkın ve barışın Sufi yolu da bitecek. ‘’Aşk ? Ben ol da bil! ’’ Diyen ve kaderi kendi hayalini kurmak , yeniden kurmak olan Rumi’yi anlamak için bugüne kadar yapılanın tam tersine hikayeye Şems’ten başlamak , Aşk meclislerinin sarhoşluğundaki gamsız gecelerine varmak gerekiyor . Ama Mevlâna’nın yüzyıllardır insanlığa tekrarladığı o cümleyi öğrenmek gerekiyor önce:

’Aşk bir haldir! Anlatılmaz , yaşanır.’’

AŞK U NİYAZ EDERİZ ,
Eyvallah…


Atilla Baran Demirtaş (FAKÎR’ÛL MEVLEVİ BÂRÂN-Î)

Hiç yorum yok: