29 Aralık 2007 Cumartesi

Rumi Mevlevi Musıki ve Sema Topluluğu Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneği Başkanı Atilla Baran Demirtaş ile yapılan röportaj


Rumi Mevlevi Musıki ve Sema Topluluğu Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneği Başkanı Atilla Baran Demirtaş ile yapılan röportajın özeti...

1) Mana ve şekil itibariyle "semâ" ne anlama geliyor?

Semâ, lügatte duymak, işitmek anlamına gelir. Allah’ın yüce kitabı Kur’an-ı Kerim “Oku!” diye başlar. Okuyan “Peygamber” gibi kendine ait her türlü istek ve arzudan geçip Allah’a ayna olmuş, Allah’ın söylediğini aynasında yansıtan, ney’e benzeyen bir kâmil olunca, okunan kulağa geldiğinde manası ile ruhu ve sesleri ile de vücudu harekete geçirir.İşte Kur’an’ın manasının musikisini dinlemeye, dinlerken de vecde gelerek coşkuyla raks etmeye ve dönmeye sema denir. O halde insanı yaratanına götürmeyen bir musiki ile dönme sema olamaz. Sema ruhtan kaynaklanmalıdır cesedden değil. Semanın sağdan sola kalbin etrafında çark atıp dönerek Allah’ın sonsuzluğuna teslim oluşu anlatan bir ibadet olduğunu unutmamak gerekir. Kabe’de nasıl merkez gönülse, semada da merkez mürşidin gönlüdür ki o gönül Allah’ın nuru makamındadır. Ayet-i Kerimede de buyurulduğu gibi “Allah göklerin ve yerin nurudur.” Mevleviliğin sembol zikri semâ’da da maksat ve niyet ruhen yükselmek, Allah’a giden yolda mesafe almaktır.Semâ’daki dönme hareketi, musikinin nağmeleri ile birleşir, her çark atışta zikredilen “Allah” ism-i Celâlinin feyzi, gönlü bir ağ gibi sarar, kuşatır, dervişi eritir, şeffaflaştırır, bir nur sütunu halinde Hakk’a yüceltir.Musikinin sihri, dönmeyi kamçılar, lafza-i Celalin (Allah iradesi ile canlı kılınışın aydınlığı) kalbin pencerelerini aralar, gönle akan feyz-i ilahi mayalanır da mayalanır, coşar taşar, yanar, yandırır, bütün güzelliklerin harman olduğu meydan-ı şerifin manevi burçlarından yükselen görülmez merdivenlerle semalara yükselen derviş, tevhid (birlik) güzelliklerinin gülzârına(gülbahçesi) konar ve semâ’ına orada devam eder, semâzeni koynuna alan tevhid de (Allah’ın her yaratılmışta aynadaki akis gibi tecelli ettiğini görüp yaratandan ötürü yaratılmışa hürmet etmek) semâ’a başlar; böyle bir semâ, bitmeyen senfoninin bitmeyen semâ’ıdır.
Bütün bunların özeti olarak sema, kainatın oluşumunu, insanın alemde dirilişini, Yüce Yaratıcıya olan aşk ile harekete geçişini ve kulluğunu idrak edip “İnsan-ı Kamil”e doğru yönelişini ifade eder.



2) Semâ âyînlerinin tarihten beri süregelen kültür ve geleneğinden farklı olarak değişik yorumlar ve uygulamalar ile, dahası seyirlik bir malzeme, inanç turizminin bir parçası halinde ortaya koyulduğu; bu bağlamda aslında Allâh'ı zikirden başka bir şey olmayan semânın yozlaştırıldığı yönündeki kanâatleri bir semâzen olarak nasıl değerlendirirsiniz?

Medya kendine malzeme oluşturmak zorunda; lakin insanların bir kutsalı vardır. Semâ da kutsaldır. Bazı insanlar bunu yanlış yapıyor diye Mevlevileri ve bu dönemde Mevleviliği yaşamaya çalışan insanları üzüyorlar. Üzmeye çalışan kişiler de Mevlana üzerinden benlik davasına düşen kişilerdir. "Ben" yoktur Mevlevilikte; "biz" vardır. Mevleviliğin yaygın ve pratik hayatta bir yeri olduğu zamanlarda bile yanlışlıklar vardı. "Pratikte yaşama alanından kaldırıldığı, kesintiye uğratıldığı dönemden sonra daha iyi olacağını düşünmek her halde hayalperestlik olur. Peygamberlerin getirdiği dinler bile tahrif edilmiştir." Semâ, Allah'ı zikretmenin bir şeklidir. Sema, Mevlevi dervişlerinin aşkını arttırmak, gafillere bu aşkı tanıtmak, bu yolun düşmanlarına ise inceltilmiş bir estetik ve duruş ile onların cehaletlerini önlemek içindir. "Sema, Mevlevi kültürünün bir parçası olarak görmezseniz ve 'bunu aldım bu bana yeter' derseniz bu tür arızalar ortaya çıkar. Mevlana'nın Konya'nın soğuğunda secdede ağlamaktan bitap düştüğünü, gözyaşının buz tuttuğunu bilmez ve sadece tennure giymiş sema eden dervişleri cımbızla çekerseniz böyle yanlışlıklar çıkar ortaya. Semâ ile ilgili çıkan haberler genellikle özü veya sahtesi bağlamındadır; Altının sahtesi olur, tenekenin olmaz. Sahtelerinin çıkması o işin çok değerli olduğunu gösterir, aslının değerini ortaya koyar. Sema ehli insanlar elbette doğuda da var batıda da. Hz. Mevlana Rumi, taklidi semalarımızı hakikisine çevirsin, el çırparak, ayak vurarak ya da elsiz ayaksız hangisi olursa olsun bizi gerçek sema ehlinden kılsın, elini üzerimizden çekmesin, hasta gönüllerimize şifalar ihsan etsin. Selam hidayete tabî olana Aşk-ı niyaz eyleriz…


3) Son yıllarda Mevlânâ'ya, onun fikirlerine, öğretilerine olan ilginin oldukça arttığı bir gerçek. Amerika'da Mesnevî'nin 4 yılda 35 baskı yapması bu ilginin en büyük örneklerinden biri. Bunun dışında Mevlânâ felsefesinin önemli bir öğesini oluşturan semâ âyînlerinin de son yıllarda çok daha fazla izleyici topladığı kaynaklarda yer almakta… Bu konuda benim merak ettiğim şu: Mesnevî'de "öz"ün değişmesi imkânsız; Türkçe Mesnevî de Farsça Mesnevî de İngilizce Mesnevî de "öz" olarak aynı, ancak kötü çevirilerden kaynaklanan ufak sorunlar yaşanabilir. Peki semâda böyle bir durumdan söz edilebilir mi? Yani İstanbul'da Galata Mevlevîhânenesi'nde düzenlenen bir semâ âyîni Konya'dakinden ya da Amerika'daki semâ âyîninden farklılıklar içeriyor mu; çeşitli yerlerdeki izleyiciler ortak bir semâ âyînine şahit olabiliyorlar mı?

New York Times gazetesinin birkaç yıl önce yayınladığı bir haber, uzmanların uzun bir süredir üzerine konuştuğu konuyu teyit etti. Habere göre Mevlânâ Rumi, Amerika'nın en çok okunan şairleri arasında. Gün geçmiyor ki; Mevlânâ Rumi'nin eserlerinden yapılan yeni bir çeviri Kuzey Amerika'da belli başlı kitapçıların raflarını doldurmasın. Fakat Mevlânâ Rumi, sadece kitaplarda kalan bir isim değil. O'nun ismini uluslararası konferanslarda, resmi törenlerde, kiliselerde, TV programlarında duymak, artık sıradan bir şey oldu. Son olarak da Deepak Chopra, Martin Sheen, Demi Moore ,Goldie Hawn ve Madonna'nın , Mevlânâ'nın şiirlerinden esinlenerek "A Gift Of Love" isimli bir albüm hazırlamaları, tasavvufun Batı'daki etkisinin boyutlarını bir kez daha gözler önüne sermektedir. Mevlana Rumi, Amerika'da 2000'li yılların başında en çok satış yapan şairdi. Tüm dünya şairleri arasında birinciliği Mevlana'nın İngilizce'ye çevrilen şiirleri almıştır. Mevlana'yı vicdan özgürlüğü açısından dikkatle incelemek zorundayız. Mevlana, uluslararası hüviyeti ve evrenselliği ile bütün dünyayı etkiliyor. Dünyanın bölündüğü, insanların savaşlarla birbirine kıydığı bir dönemde, büyük haksızlıkların ve adaletsizliklerin insanlar ve uluslar tarafından birbirine yapıldığı bir dönemde; Mevlana Rumi'nin barış ve anlayış ruhu, insanlık ahengi; iyi insanlar, dünya aydınları arasında çok derin etkiler yapmaktadır.Sorduğunuz diğer soruya cevap vermek gerekirse mana açısından “evet” diyebiliriz.Lakin tasavvufun şerri hükümler gibi kat’i kuralları yoktur.Bu nedenle sufiliği insanlar kendi kültürlerinde ve hallerinde yaşıyorlar.

4) Semânın devlet tarafından kültürel bir mirâs olarak korumaya alınması çalışmaları şu an hangi boyutta? Devlet tarafından bu işi yapacaklara bir izin belgesi verilmesi, devletin bu duruma karışması konusundaki düşünceleriniz nelerdir?

Sema değil “SEMA AYİNLERİ MUSIKİLERİ” somut olmayan soyut kültürel mirası koruma altına alındı.Sema her sufi yolunda vardır, çünkü her sufi yolunda zikir vardır.Zikrin neyini koruyacak ki devlet?Zikir özeldir her insan kendi gönlünde yapar.Bizce bunu izlemek isteyen insanlar bilinçlenmeliler öncelikle,ardından da kimseye sertifika vermek zorunda kalmayız.Aldığınız sertifika sizin gönlünüzdeki aşkın gerçekliğine belge olabilecek mi?Sema yapılmaz,yaşanır.

5) İstanbul'da Galata Mevlevîhânesi, Konya'da çeşitli derneklerin yönetimi altındaki dergâhlar… Bunların dışında Türkiye'de faal olarak hizmet veren Mevlevîhaneler, Mevlevî dergâhları var mı? Bu kuruluşlar arasında ilişki nasıldır? Mesela bir ast-üst ilişkisinden söz edilebilir mi?

30 Kasım 1925 tarihinde 677 sayılı kanunla yasaklandı, tekke ,zaviye ve dergahlar.O günden sonra 30 yıl boyunca bütün buralarda yaşatılan ritüeller evlere kapandı.Samimi insanlar kendi aralarında icra etmeye devam ettiler.Kuruluşlar çok fakat sel gider kumu kalır diyoruz.Unesco’ya 2007 için 2003’te rapor ve belgesel hazırlamaya başladığında devlet değil hiçbir kuruluş bunun başarılabileceğine inanmıyorlardı.Lakin ALLAH izin verdi de oldu,yüzümüzün akıyla çıktık.Alt üst ilişkisi mevcut değil bu yolda kim nasıl hizmet ederse hayırlısı olur inşallah.


6) Kadın semâzenler ve toplum içerisinde semâları konusundaki fikirlerinizi paylaşırsanız seviniriz…

Kadınlar kendi aralarında sema ederler ama erkeklerle beraber ya da onların karşısında sema yapmaları diye bir şey hiçbir tekkede, dergahta mümkün değildir. Bu bir ibadettir, dans değildir. Kadınlar mesnevihan olabilir, bu bir ilimdir; fakat hiçbir şekilde bayandan şeyh olmaz ve kadın peygamber de olmadı ,Allah tarafından kadınlar, peygamberlik ve şeyhlik vazifesinden muaf tutulmuşlardır. Bu bir noksanlık değildir. Cenabı Allah kadın kullarına böyle bir yük yüklememiş, iltimas geçmiştir.Afyon Mevlevihanesi’ndeki Destina Hatun’un şeyhliğinden söz ediyor,araştırmayanlar; bunun da tetkik edildiğinde orada sadece idari görevde bulunduğu görülecektir.


7) Mevlevîlik ve Mevlevî semâı hakkında yazılmış birçok eser, yapılan sayısız çalışmalar var. Peki ama Mevlevîler kendilerini tanıtmak için ne yapıyorlar? Mevlevîliği, Mevlevî semâını dışarıdan değil de içeriden bir bakışla tanımak isteyenlerin ulaşabilcekleri kaynaklar, çalışmalar hakkında bize bilgi verebilir misiniz?

Önereceğimiz kitaplar ,

Gülşen-i Tevhid-İbrahim Gülşeni
Minhacu'l-Fukara Fakirlerin Yolu-İsmail Ankaravi
Mevlanadan Sonra Mevlevilik- Abdülbaki Gölpınarlı
Mesnevi Tercemesi ve Şerhi-Abdülbaki Gölpınarlı
Mevlana Celaleddin (Hayatı Felsefi Eserleri) -Abdülbaki Gölpınarlı
Mevlevi Adab ve Erkanı-Abdülbaki Gölpınarlı


Mevlevi Dergâh folklorunu tanıtıcı ve içinde insanların aslına uygun bir şekilde Mevleviliğin zarif kültürünü yaşayacağı bir mekân oluşturmak isteğindeyiz. Burada, Sufizm, Mesnevi ve Divan-ı Kebir sohbetleri yapılacak. Neyler üflenecek, bendirler vurulacak, kanunlar çalınacak. Mevlevi müziği dersleri ve tarihi özümüzde olan sanatlardan ebru, hat, tezhip gibi dersleri verilecek. İnsanların yapılanları ve yapılacakları takip edebilmeleri için de İnternet siteleri kurulacak ve dergi yayıncılığı yapılacak. İlgililer, İnternet üzerinden www.mevlana2007.com; www.galatamevlevi.com; www.rumimevlevi.com gibi sitelerden bizi ve etkinliklerimizi takip edebilecekler. Tabii olarak bunların yapılabilmesi için öncelikle gerçekten derviş gönüllü insanların emeğinin olması gerekiyor. Sonra da finans sıkıntılarını aşmak tabii ki. Bizim Anadolu insanı her şeyi maddi açıdan karşılıksız bekliyor. Bu durumda da Türkiye'de yapmak istediklerimizi gerçekleştiremiyoruz. Tasavvuf özel bir ibadettir. Herkesin yapması gerekmez. Allah'ın( c.c.) farzı değil. Peygamberin sünneti de değil. Farzı ve sünneti yerine getiren Cennete zaten gider. Lakin Tasavvufla haşır neşir olan insanlar daha da ötesini istiyor demektir. Bu nedenle özeldir. Maddi ve manevi olarak insanı biraz zorlar. Bunun ötesinde, maddi zorlukları isterseniz hiç anlatmayayım.
Sussam gönül razı değil, söylesem çare değil...



8) Son olarak… Birleşmiş Milletlerin son yıllarda dünyanın yıkımında oynadığı rolü, İslâm karşısında net söylemlerle olmasa da aldığı kararlardan ulaşabileceğimiz "karşıt" tavrını dikkate alırsak, Birleşmiş Milletlerin bir alt kuruluşu olan Unesco'nun 2007 yılını barış ve hoşgörü timsali olan bir İslâm düşünürüne, gönül adamına atfetmesini bir Mevlevî olarak nasıl değerlendirirsiniz? Bu karar kafamızda hiçbir soru işaretine mahâl verdirmeyecek kadar safiyâne midir?


"Bazen görünmeyen, gizli kalan;
Bazen görünen, belli olan biziz.
Biz bazen Mü'miniz, bazen Musa'nın dinindeniz.
Bazen de Hıristiyan'ız.
Bu gönlümüz, her gönlün örneği olmak için,
Her gün bir başka suretle görünür, kendini gösterir."

Mevlevilik, özü itibariyle yüzyıllardır her varlığı hoşgörüyle selamladığı için, Mevlevilikle ilgili bütün kuruluşlarla birlikte Rumi Mevlevi Musıki ve Sema Topluluğu Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneği ve Galata Mevlevi Musiki ve Sema Topluluğu da; Mevlana Rumi yılı olarak 2007 yılını destekleyerek, özveriyle çalışmalarını sürdürmüştür. Her yıl UNESCO tarafından düzenlenen, 2006 yılının da Mozart yılı olarak kutlanmasına vesile olan "Kültürel Mirası Koruma Projesi" nde, sunmuş olduğumuz proje, 160 ülkenin hazırladığı 1500 proje arasıdan 1. seçilmiş ve 2007 yılının tüm dünyada "Mevlana Yılı" olarak kutlanmasına karar verilmiştir.Biz kendimiz sahip çıktığımız için UNESCO bizi taktir ediyor. Yani hiçbir devlet desteği olmadan bu kadar yasaklara vesaireye rağmen, bu sema musikisiyle, ayiniyle yaşıyor, ahali arasında yaşıyor. Biz musıkiyi de semayı da devletten öğrenmedik, hocalarımızdan ağbilerimizden öğrendik.

HOŞÇA BAKIN ZATINIZA EFENDİM,

Eyvallah

Hiç yorum yok: