28 Ekim 2007 Pazar

Alemin Nuru Mevlânâ Rumi


Alemin Nuru Mevlânâ Rumi


Düşünceleri, Allah ve insan sevgisi yüzyıllardır insanlığı aydınlatan, gönüllerde sonsuzluğa ulaşan Mevlânâ Celaleddin Rumi’ye atfedilen mucizeler minyatürlerin ilham kaynağı olmuştu.


Mevlâna Celaleddin Rumi insanlık tarihinin en yüce insanlarından biri. Onun kişiliğinde insanlık sevgisi ve insanların birliği ile Allah sevgisi özdeşleşti. Mevlânâ, inananlar-inanmayanlar ayrışmasını ortadan kaldıran bir önder oldu. Ona göre, insan yaratılışta soylu ve temizdir. Bu temiz varlık içinden kimileri çarpıtılmış ve saptırılmıştır. Mevlânâ’nın hedefi Tanrısal özü, ölümsüzlüğü bilmeyen insanı kurtarmak oldu. Onun büyük eseri ‘Mesnevî’nin temelinde de aşk vardır. İnsan sonsuzla ancak aşk ile buluşabilir. Mevlânâ’nın en önemli hareket noktası da bu aşktır.

Aradan geçen 733 yıl boyunca Mevlânâ sevgisi insanlığa hep ışık tuttu. Mevlânâ’nın 1273 yılında ölümünden sonra Konya’da, oğlu Sultan Veled Mevleviliği simgeleştirip kurumlaştırdı. Osmanlılar döneminde Mevlevîlik çok gelişti ve yüzyıllar boyunca insan sevgisini, hoşgörüyü ve güzellikleri öğretti.


BELH’TEN YAYILAN NUR


Mevlânâ Celaleddin Rumi, 1207 yılında Horasan’ın Belh kentinde doğdu. Halkı tümden Türk olan Belh’de babası çok saygın ve sevilen bir bilgindi. Mevlânâ beş yaşındayken ailesi Belh’den ayrıldı. Önce kısa bir süre Nişabur’da kaldılar. Buradan Bağdat’a, oradan da hacca gittiler. Bundan sonra Anadolu’da sırasıyla Erzincan ve Akşehir’e, sonra da Larende’ye geldiler. Selçuk hükümdarı Alâeddin Keykubâd onları Konya’ya çağırdı. Babası 1231’de öldüğü zaman Mevlânâ 24 yaşındaydı. Babasının yerini aldı. Öğrenimini Halep ve Şam’da tamamladı. 1244 yılı Mevlânâ’nın yaşamında bir dönüm noktası oldu. Bir gezgin derviş, Tebrizli Şems adıyla bilinen Şemseddin Muhammed Tebrizî Konya’ya geldi. İkisinin buluştuğu yer “iki denizin buluştuğu yer” diye nitelendirildi. Şems ile buluşmasından sonra Mevlânâ’nın yaşamı değişti. Zamanını Şems’e ayırdı. Bu durum Konya’da Şems’e karşı bir öfkeye yol açtı. Şems ortadan kayboldu, ancak onsuz yapamayan Mevlânâ, Şems’i buldurup yanına getirtti. Kendini iyice semâya verince Şems’e karşı yeniden tepkiler başladı. Bunun üzerine Şems gene kayıplara karıştı. Mevlânâ için bu ikinci kayboluş bir yıkım oldu. Şiire sarıldı. Giderek kendini Şems ile özdeşleştirdi. Öyle ki, kimi gazellerine onun adını koydu. Şems’den sonra ikinci yakın dostu kuyumcu Salaheddin Zerkub oldu. Onun halifesi Hüsameddin Çelebi Mevlânâ’nın en önemli eseri ‘Mesnevî’nin yazılmasına yardım etti. 1273’te ölen Mevlânâ için Konya’da kırk gün yas tutuldu.


ŞAİRLERİN, RESSAMLARIN İLHAM KAYNAĞI


Mevlânâ’nın felsefesine göre her şey Tanrı’nın bir görünümüdür. Güzel-çirkin, iyi-kötü, suçlu-suçsuz, varlıklı-yoksul, Hıristiyan-Müslüman, siyah-beyaz, hepsi eşit olarak Tanrı’nın görünümleridir. Tanrı’yı insanda ve onun bütün yaratıklarında görerek sevmek, hiç kimseyi suçlamamak Mevleviliğin temel ilkesidir. 1958 yılında Papa XXIII. John bir mesajında Katolik dünyası adına Mevlânâ’nın anısının önünde saygıyla eğildiğini bildirmiştir. Büyük Alman şairi Goethe, Mevlânâ’nın şiirlerinin Almanca çevirilerinden esinlenmiştir. Ünlü ressam Rembrandt bir minyatürden yararlanarak Mevlânâ’nın bir resmini yapmış, bu resim Mevlânâ’ya dair birçok kitapta yer almıştır. Gandhi ile Pakistan’ın büyük önderi ve şairi Muhammed İkbâl de Mevlânâ’ya büyük hayranlık duymuşlardır. Bilim dünyasında ‘Derviş’ diye anılan İngiliz Reynold Nicholson, ilk çalışmalarını Mevlânâ şiiri ve öğretisi üzerine yapmış ve ömrü boyunca Mevlânâ’nın şiir ve öğretilerini incelemiştir. Mevlânâ’nın en önemli eseri olan ‘Mesnevî’yi çevirmek üzere 1925’de çalışmaya başlamış, 25 bini aşan beyit ve öykülerden oluşan bu dev eserin çevirisini tam yirmi yılda tamamlamıştır.


MİNYATÜRLERLE DİLLENEN MUCİZELER


Mevlânâ’ya atfedilen sayısız mucize vardır. Bunlar Eflâkî’nin Farsça kaleme aldığı Türkçe adıyla

‘Âriflerin Menkıbeleri’ adlı eserde ayrıntılarıyla yazılmıştır. Bunun Farsça kısaltılmışını Mevlevî Mahmud Dede, 16. yüzyılda Türkçe’ye çevirmiştir. Bu eserin minyatürlü iki yazması vardır. Bu yazmaların Topkapı Sarayı Kitaplığı’nda bulunan nüshasında 22 minyatür, New York’ta Pierpont Morgan Kütüphanesi’ndeki nüshasında ise 29 minyatür bulunmaktadır.

Minyatürlerden birinde İskenderiye’ye giden tacirlerle dolu bir gemi görünüyor. Gemi, büyük bir fırtınaya yakalanmış, herkes kendi inandığı ulu kişiye dua etmeye başlamış. İçlerinden biri Mevlânâ’nın ululuğuna inandığı için ondan yardım dilemiş. Uzakta duran Mevlânâ elini gemiye doğru uzatmış ve gemi kurtulmuş. Buna şahit olan gemideki tacirler, Antakya’ya ulaştıklarında çeşitli armağanlar alıp Konya’ya gitmişler ve Mevlânâ’ya teşekkür etmişler.

Mevlânâ ve yanındakiler gölde bir su yaratığının yaşadığını ve her yıl bir insanı ya da bir hayvanı alıp su altına gittiğini duymuşlar. Görmek için göle gitmişler. Mevlânâ soyunmadan suya girmiş, su yaratığını karaya çıkarmış. Yüzü insana, ayakları ayınınkine benzeyen canavar herkesin anlayacağı dille yakında bir genci öldürdüğünü ama tövbe ettiğini söyleyip af dilemiş. Mevlânâ onu bağışlamış, canavar da suya dalıp kaybolmuş.

Bir gün de kasaplar kurban etmek için bir öküz satın almışlar. Öküz kaçıp Mevlânâ’nın karşısına çıkmış, insan gibi konuşarak yardımını dilemiş, Mevlânâ da öküzü okşayıp özgür bırakılmasını sağlamış.

Anadolu Selçuklu Sultanı IV. Rükneddin Kılıç Aslan, Mevlânâ’ya mürid olmuş, onu kendisine baba bilmiş. Bir olayda Mevlânâ sultana öfkelenmiş, toplantıdan ayrılmış. Bu olaydan birkaç gün sonra emîrler Tatarlara nasıl karşı koyacaklarını konuşmak üzere Sultan Rükneddin’i Aksaray’a çağırmış. Mevlânâ sultana gitmemesini söylemiş. Ancak sultan gene de gitmiş ve asıl niyetleri sultanı öldürmek olan emîrler onu boğdurmuşlar. Sultan ölmeden önce son anda “Mevlânâ!” diye bağırmış. O esnada Aksaray’dan hayli uzakta bulunan Konya’daki medresede semâ eden Mevlânâ bu çığlıkları mucizevi bir şekilde işitmiş. Sultanın bağırışını duymamak için işaret parmaklarıyla kulaklarını tıkamış.

Hiç yorum yok: